DİYALEKTİK MATERYALİZM

DİYALEKTİK MATERYALİZM

Formel mantık, düşüncenin sadece kendisiyle meşgul olduğunu söyler. Formel mantık, zihinsel belirlemeleri yaparken somut olumlamalardan bağımsız işler. İncelemeye başladıktan sonra, düşüncenin kendi içinde hareket halinde olduğunu iddia eder, yani yazara göre ne kendine bir içerik katmayı ne de içeriğini değiştirmeyi düşünür. Bundan dolayı hata riski taşımaz. Yazar gerçekte formel mantığın asla içeriksiz yapılamayacağını, ancak onu soyutlaştırdığını söylemiştir. Bir yandan da formel mantığın içerikle ilişki içerisinde bulunarak somut anlamını koruduğunu belirtmiştir. Hegel’e göre mantıksal teoriler gerçeğin içindeki çelişkileri bulur ve onları tine aktarır ve orada bunları çözülmeden bırakır. Hegel için içi boş bir özdeşliğin formüle edilmesi imkânsızdır. A, A olmayan değildir demekle yalnızca A’nın özdeşi olmayan ortaya konur.

Yazara göre formel mantık biçim ile içeriğin nasıl birleştiği konusunda kesin bir bilgi veremez. Yazar ise içerikten biçime varılması gerektiğini düşünmektedir. Ona göre, eğer varlık kendine eşitse var olmanın gerçek çelişkileri düşünceden dışlanmış olur. Böyle bir dışlanma durumunda ise şeylerin sahip olduğu çeşitlilik ve değişkenlik kesinlik içermeyen tartışmalara ulaşır. Hegel’e göre akıl iç çelişkilere bölünmüştür. Hegel bu çelişkileri çözmek için hareket halindeki öğeleri ele almıştır. Ona göre her çelişki biri ilişkidir, bu yüzden de düşünce düşüce iç çelişkilerden oluşan bir birliktir.

Yazara göre akıl, sınırlı içerikleri tartışan, yıkan, ayrıştıran bir düşünce hareketidir. Ona göre diyalektik mantığı böylece mantığın dışında kalmaz, mantıkla birleşen diyalektik, kendisi dönüşürken mantığı da dönüştürür.

Hegel’e göre çelişkiler arasında hareket vardır. Her bir belirlenimin kendi olumsuzlaması ile çoğalması sonucunda üçüncü terim oluşur. Hegel aklı incelerken, her iç çelişkiden üçüncü bir terim çıkararak düşüncenin, belirlenimlerin ve kategorilerin doğmasını sağlar. Böylelikle sentez hareketsiz bir şey olmaktan çıkar. Üçüncü terim kavramı ile çelişki bir düşünce bulanıklığı olmaktan çıkmış, aydınlığa kavuşmuştur. Oluş, çelişki içindeki terimleri böler, her bir terime karşılık onunla çelişkili başka bir terim ortaya koyar, böylelikle çelişkiyi aşarak yeniye ulaşır. Oluş genel olarak, birinci terimi içerikten yoksun olan bir çelişkinin içinden doğan üçüncü bir terimdir. Bu sonuca bir sentez sayesinde varılır.

Genel anlamda ise oluş belirli olan ilk var oluş, ilk somut olan şeydir. Hiçlik ise olan şeyin sonucudur, olan şeyin sonu ise başka bir şeye geçiş, yok oluş, başka bir şey yaratmaktır. Yani hiçlik denen kavram yeni bir oluşu üretmiş olur. Diyalektik anlamda soyutlamalar somuta tekrar kavuşur. Buna göre her olumsuzlama bir anlamda yaratıcıdır, beklide hareketin kaynağıdır. Yani olumsuzlama ile bir bakıma yeni bir şey yaratmış oluruz. Olumsuzlama insanlar tarafından düşünüldüğü gibi bir şeyi yok etmez, aksine olumsuzlama ile yeni bir şey yaratılır. Her olumsuzlama ortaya çıkan yeni olumlamaların başlangıç noktasına ışık tutar. Her belirlenmiş var oluş toplamdaki hareketin parçasıdır. O zaman kendi yine kendisine eşittir, ama kendi, kendi içinde sonsuzdur. “olumsuzlama kendisini olumsuzlar ve bunu da olumlamayla olan içsel ilişkisinden hareketle yapar; çünkü olumsuzlama da bir öteki olumlamadır ve çünkü olumlama da bir olumsuzlamadır.”(sayfa 17)

3 terimli yöntemde, her terim kendinden bir sonraki terime belirlenimler bırakarak kendinden bir önceki olumsuzlar. Böylelikle olumsuzlamayı olumsuzlamış olur. Bu döngü sayesinde birinci terim de olumsuzlanmış olur. Bu yöntem sayesinde de tek yönlülük ortadan kaldırılmış olur. Eğer tek yönlü bir ilişki olsaydı o zaman her olumsuzlamadan sonra olumsuzlanan şey yok olurdu, bir daha kullanılmazdı. Ve sonuçta aslında olumlanan şeyde olumsuzlanıp kullanılmayacaktı.

Hegelci diyalektikte hareket demek aşmak demektir. Onun diyalektiğinde her gerçek ve düşünce kendisinden daha yüksek belirlenimler ile aşılır. Hegelci diyalektiğe her hareketin belirlenmiş bir içyapısı vardır. Yani hegel’e göre her hareket açıklanabilir özelliktedir.

Sonuç olarak formel mantık A A’dır der. Diyalektik mantık A, A’dır ama aynı zamanda da A, A olamayandır da der. Formel mantığa göre önerme ya doğrudur ya da yanlıştır. Aynı anda önerme hem doğru hem de yanlış olamaz. Yani formel mantıkta kesin bir sonuca ulaşılmaya çalışılır. Formel mantıkta doğru ile yanlış farklıdır, ikisinin bir arada olması mümkün değildir. Diyalektik mantığa göre ise bir önerme gerçek bir içeriğe sahipse hem doğru hem de yanlış olabilir, eğer aşılmışsa doğrudur, kendini olumluyorsa yanlıştır. O zaman kendi kendini olumlayan yanlıştır, kendi kendini aşabilen ise doğrudur diyebiliriz.

Felsefede hiçbir şey dışlanmaz, her şey düşünülür, tek yönlü düşünülerden kaçınılır. Yazar göre Hegel’in felsefesi de felsefenin amacı ile uyuşur.

Hegelcilikte her tür çelişkinin, varlığın kendisi içinde çözüleceğine inanılır. Birçok çelişki nesnel yaşanır, sonlu olan hiçbir şey yoktur. Hegel felsefesinde insan ve doğa hakkında kolay yargılara varmamak; dünyanın, insanın ve bireyin çelişkilerini göz önünde bulundurmak, çelişkilerin dayanılmaz halinde bile onları aşma isteğinin çürüyen öğelerin direncinden daha güçlü olduğuna inanılır. Hegel’e göre modern kültür insanı birbiri içinde çelişki içinde bulunan iki dünyada yaşamaya zorlar. İnsanlar bir taraftan ihtiyaçları yüzünden sınırlandırıldıklarını düşünürken bir yandan da düşüncelerle, fikir ve özgürlüklere sahip oldukları biri yaşamı yol gösterici kabul ederler.

Yazar göre Hegel içeriği kapatır ve sınırlar, onu tine layık olmayan bir hale sokar. Tinin dünya ile beslenen ve onu ortadan kaldıran, yok eden bir şey olduğu düşünülür. Hegel içeriğin de bir kesinlik taşıdığını, süresiz olarak belirlenmiş bir biçim aldığını önemle vurgular.  Belirlenimleri anlamak için bunlar bağlantılandırılmalıdır. Bu işlem ise adım adım, deneysel olarak olmayacağına düşünen yazar bunu bu bağlantıların sabit olmasına bağlar. Felsefenin bir daire çizip başlangıç noktasına göreli bir anlam kazandırdığı, varış noktasında da sonuca ulaştığını söyler. Aynı şekilde düşüncenin hareketi de kendi içinde dönüş şeklindedir. Bu da yazara göre düşüncenin sadece kendini kavradığını söyler. Düşünen özne ise sadece bu olaya tanıklık eder.

Yazar göre hegel, insanı ezen şeyin bile insanın içindeki insani ve tinsel etkinliğini bir sonucu olarak görür. Geçmişi, şimdiyi ve geleceği insanın var olmasının koşulları olarak nitelendirir. Yazar kendini, dünyayı yaratmak için kendinden geçen ve bu yüzden de kendine yabancılaşan ve sonunda Hegelci sistemde tekrar kendine kavuşan düşüncenin hiçbir yerinde görmemektedir. Yazara göre Hegelcilik bireysel deneyimlerden ve yaşamsal problemlerden insanların kendilerini çekmesini ister. Ancak yazar insanların yaşadıklarının katlandıklarının Hegel’le açıklanamayacağını ifade eder. Hegel bireyin kendi içinde yaşadığı düşmanlığın ve baskının ortadan kaldırılması için herhangi bir çözüm önerisi sunmaz.

Marx, dunmuş Hegelci sisteme ve bu sistemin siyasala sonuçlarına karşı Hegelciliğin içeriğini geliştirmek için uğraşmıştır. Diyalektik materyalizmin teorik ve felsefi kökeni Hegel’in fenomenolojisinde bulunur.  Marx’a göre Hegelci sistemin anahtarı buradadır. İnsan yaşamının gerçek içeriği burada bulunmaktadır. Hegel dünyayı düşüncelere bölmüş ve bu düşünce nesnelerini aynı zamanda açıklamıştır da. Hegel insanın kendisi tarafından üretimini bir süreç olarak ele alır. Burada, dışsal şeyler dünyasında insanın nesnelleşmesini ve ardından da kendi bilincine vararak yabancılaşmadan kurtulmasını inceler. Nesnel insanı yaratıcı gücün bir sonucu olarak görür. Yaratıcı güç emeğin özüdür. Marx’a göre fenomenolojide insanın yabancılaşması doğru açıklanmamıştır. Hegel’e göre insanın gerçekleştirdiği şeyler ile insan tarafından üretilen şeyler yabancılaşmadır. Gerçekte, bir varlığın kendi isteklerine ve kendi varlığının nesnelerine sahip olması normaldir. Tam tersine bunlara sahip olamadığı zaman varlık kendine yabacılaşmış uzaklaşmıştır. İnsan böyle bir yabancılaşmada halen daha canlı bir varlıktır, bu yüzden bu yabancılaşmayı aşması gerekmektedir. Bunu da nesnel eylemlerle gerçekleştirebilir. Sonuçta “fenomenolojinin ve Hegelci yabancılaşma teorisinin eleştirisi, idealizmi ve natüralizmi ya da materyalizmi birleştirerek aşması gereken bir pozitif hümanizm teorisine varır.”(sayfa 41)

Ekonomi Felsefe Elyazması diyalektik mantığını reddeder, yabancılaşma teorisini de kabul ederek onu derinden değiştirir. Marx ve Engels kendi deneyimleri ve Hegelciliğin eleştirisi yöntemi ile hümanizmi ortaya çıkarır.

Sol eğilimli Hegelcilerin birçoğu Hegel’i aşmak amacı ile Hegel’i eleştirmeye çalışmışlar, ancak bu kapsamlı eleştirilerinde bile Hegel’e bağlı kalmışlardır. Marx ve Engles’e göre bu sol eleştirmenlerden en başarılısı genç filozof Feuerbach başarılı olmuştur. Feuerbach kavramsal diyalektiği yok etmiş, aynı zamanda Hegel’i Hegel’in dili ile eleştirmiştir. Sonuç olarak da insanı ön plana çıkarmıştır. Ancak Marx ve Engels’e göre Feuerbach’ın yarattığı insan hala tipik bir burjuva Almandır. İnsanın etkinlik, cemaat, işbirliği yönlerini, bireyin türle ilişkisini göz ardı etmiştir. Feuerbach, somut insanı resmin dışına atmıştır oysaki insan toplumsal ilişkilerin bir bütünüdür.

Feuerbcah’ın hümanizmi sadece doğa üzerine kuruludur. Onun için doğa var oluştan beri insanlar gizemli bir harmoni içindedir. Bu ise ancak filozofun anlayabileceği bir harmonidir. Onun materyalizmi Hegel’in idealizminden oldukça zayıftır. Hegel’in idealizmi etkinlikten yola çıkarak tek yönlü olsa da gerçek anlamda bu etkinliği aydınlatmaya ve irdelemeye çalışıyordu. Hegel’e göre insan biyolojik bir varlık ve biyolojinin bir sonucu değildir. İnsan tarih boyunca ve toplumsal yaşam içinde kendini üretmiştir. Yani Hegel’e göre insan kendi kendini yaratmıştır. Bunda toplumsal sürecin katkısı vardır. İnsan doğadan var olmaz.

Feuerbach’ın materyalizmi tek yönlü ve çelişkilidir. Onda insan etkinliği teorik ve soyut kalır. İnsan duyumsal bir etkinlik değil, duyumsal bir nesnendir. Bu duyumsallıkta üretici bir güç değildir. Feuerbach insanların karşılıklı bir etkileşim içinde olduğunu ileri sürer. İnsanların karşılıklı olarak birbirlerine ihtiyaç duyduklarını açıklamak için sadece duygusal ilişkileri kullanması onun toplumsal dünyayı onu meydana getiren insanların total bir etkinliği olarak görmesini engeller.

Gerçek bireyler, onların eylemleri yarattıkları var oluş koşulları, deneye dayalı olarak gözlenebilir. Yaşamın üretiliş tarzı bireylerin yaşam tarzıdır. Bireyle kendi yaşamlarını üretirler ve bu yaşamı kendi tarzlarına göre üretip yaşarlar. İnsanın bilincine ulaşması için geçim araçlarını, yeni gereksinimlerini üretmesi gerekmektedir. Üremenin örgütlenmesi ve bireyler arası işbirliğinin örgütlenmesi gerekmektedir. Sonuç olarak yazara göre bilinç başından beri bir üründür. Biyolojik olarak ortaya çıkan bilinç, işbölümü ile gerçek ve etkili bir bilinç hainle gelir. Ancak maddi ve manevi emek arasındaki işbölümü bilincin kendini faklı algılamasına yol açar.

Marx ve Engels Hegelci yönteme sert eleştiriler getirmiş 2 ünlü filozofturlar. Hegelci yöntem, içeriği soyut biçime, tine ve salt akla yedirerek ortadan kaldırır. Ortaya koyma, tez, antitez, sentez formülasyonu ile olumlama, olumsuzlama, diyalektik hareket, Hegel’in bütün sistemini meydana getiren unsurlardır.  Hegel’e göre yaşanmış bütün olaylar, bütün tarih felsefesi sadece kendi felsefesinden ibarettir. Yazara göre Hegel’in yöntemleri ekonomiye uygulandığı zaman ortaya yeni bir şeyler çıkmaz, sadece herksin bildiği birçok ekonomik kavram başka bir dile çevrilmiş gibi olur. Bu sonuçtan dolayı Marx ilk ekonomik incelemelerinde deneysel olana yönelir. Hümanizmden ve materyalizmden etkilenen Marx, toplumsal eşitsizliğin sadece maddi ve manevi olarak yoksunluk çekenler tarafından ortadan kaldırılabileceğine inanır.

Bu dönemlerde henüz daha diyalektik materyalizm yoktu. Sadece tarihsel materyalizmin ekonomik boyutu insan meselelerinin çözümünde kullanılırdı. Yazara göre Marx ve Engels tarihsel, toplumsal, ekonomik ve insani içeriği anlamaya çalışmışlardır. Bu amaçla biçimsel olan yöntemi silerek sınıf zıtlığı, mülkiyetin varlığı ve yokluğu zıtlığı ve bu zıtlıkların aşılmasını amaç edinmişlerdir. Ancak bu diyalektik sadece ampirik olarak gözlemlenmiş kabul edilir. Marx’a göre ekonomik kategoriler ampirik gözlemlerin ürünüdür.

Kapital’in hazırlık çalışmalarında diyalektik yöntemi kullanan Marx, ekonomik kategorileri ve bunların ilişkilerini geliştirme şansını elde eder. Böylece diyalektik yeni bir boyut kazanmış olur. Engles’e göre Marksist düşüncenin temel öğelerinden biri Hegelci diyalektiktir. İdealist bir biçimde geliştirilen diyalektik yöntem derinleştirilmiş bir materyalizmle birleştirilir ve diyalektik materyalizm olarak adlandırılır. Diyalektik materyalizm genel olarak kurumları, düşünceleri, kültürleri ekonomik bir temelin üstünde yükselen hafif bir yapı olarak görür. Materyalizm ise bundan bütünüyle farklıdır. Marx’ın kullandığı kategoriler soyuttur, somut bir içeriğin analizinden ortaya çıkmıştır. Ancak burada bir soyutlama söz konusu değildir. Soyut aynı zamanda somut, somutta aynı zamanda soyuttur. Tarihsel ve güncel anlamda karşımıza çıkan ekonomik kategorilerin somut ve nesnel bir gerçekliği vardır. Bu bağlamda kategoriler birbirine zincirlenerek dünyanın total hareketine diyalektik bir biçimde katılır. Yazar göre  -kullanım değeri somutken, değişim değeri soyut olarak karşımıza çıkar çünkü değişim değeri mevcut ekonomik somutun analizi yoluyla elde edilen en basit ve temel ekonomik kategoridir. Bu yüzden bir o kadar da somuttur. Değişim değeri modern kapitalizme hayat veren şeylerden biridir. Ekonomik, tarihsel ve toplumsal sürecin nesnelliğini oluşturur. Değişim değeri, ihtiyaçların ve üretimin gelişimine, insan ilişkilerinin genişlemesine eşlik etmiştir. İnsanlar piyasayı kendi ürünlerinden çok oluşa ve kendilerine acımasızca saldıran bir şey olarak görmezler. Birçok insan piyasa yasalarını birer doğa yasası olarak görür. Sermayeye dönüşmek, malların doğal özelliğidir.

Ekonomik olguların incelenmesi deneysel değildir. Bu inceleme kategorilerin diyalektik hareketine dayanır. Değişim değeri gelişir, iç hareketiyle para, sermaye gibi yeni belirlenimler üretir. Her belirlenim, kendi öncülerinden diyalektik olarak ortaya çıkar.  Her kategorinin mantıksal bir rolü vardır ve her kategori bir döneme işaret eder. Tüccar ekonomisi dönemini, ticari kapitalizm dönemi, sanayi kapitalizmi ve finansal kapitalizm dönemleri takip eder. Her bir dönem birbiriyle ilişkilidir ve sonraki her dönem bir öncekinin yeni bir aşamasıdır.

Marx ekonomik çalışmalarına ekonomik politiğin eleştirisi ile başlamıştır.  Marx için ekonomik politik insanın üçlü yabancılaşmasıdır. Bu yabancılaşma gerçektir, insanları etkiler. İnsan ilişkileri Marx için çelişkiler yaşadığı sürece devletler, kurular, ideolojiler olarak görülecektir. Ancak öte yandan Marksizm hiçbir şekilde ekonomik kaderlerin insanların tek gerçeği olduğunu savunmaz. Ona göre ekonominin kaderi insanların kendi imkânlarının bilincine varması ile aşılacaktır. Değişim değeri ile kullanım değerinin arasındaki farklar çelişkileri meydana getirir. Bu çelişkilerde ekonomik krizlerle sonuçlanır. Marx’a göre ekonomik krizler diyalektiktir, üretici güçlerin yok olmasına sebep olur. Sonuçta da üretim gücü ile tüketim gücü arasındaki ilişkiyi tekrar oranlar. Sistemi düzenlerken ona zarar verir. Marx’a göre ekonomik krizler sistemi düzene sokar ve sistemi yıkacak olan ise insanın kendi iradesidir.

Marx’a göre insanın başlangıç noktası yani üretimi biyolojik ve doğaldır. İnsan var olduğu sürece değişimler geçirse de doğa her zaman insanın karşısına çıkar. İnsan öncelikle biyolojik olarak mevcut olur, ardından da bilinci elde eder.  Böylelikle insan doğanın yaşayan düşüncesi olur. İnsanın içgüdüleri vardır. Nesnel ihtiyaçları vardır. İnsanın doğal içgüdülerinden oluşan ihtiyaçlar insanın kendisinden bağımsızdı. İnsanın diğer varlıklarla ilişkisi vardır. İnsan için başka varlıklar nesnedir ve nesne diye nitelendirdiği varlıklar için de insan bir nesnedir. Doğal varlığın doğası kendisinin dışındadır. Ama dışsal bir etkinlik olduğu kadar içselde bir etkinlik vardır. İnsanda sadece doğaya ait bir varlık değildir. İnsan kendi içinde çelişkiler yaşar. Dışsal doğa ise insan için ölümdür, mezarıdır. Marx’a göre insan hem iç hem de dış doğansı değiştirebilir, yönetebilir. Doğayı kendi ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendirir. Nesne yani ürün hem doğaya hem de insana dönüktür. Aynı zamanda hem somut hem de somuttur. Verili bir malzemesi olması onu somut, nicel bir özelliğe sahip olması ve kendini geliştirebilir olması onu soyut yapar. Özne ve nesne arasında somut bir ilişki vardır. Ne somut olarak birbirlerine karışırlar ne de soyut olarak birbirlerinden ayrılırlar. Aralarında diyalektik bir bütünlük vardır.

Sonuç olarak doğadan meydana gelen insan, doğayla mücadeleye girişir. Bu mücadele onu hem güçlü hem de güçsüz kılar. Bu onu doğal var oluştan ayrı bir öz haline gelmesini sağlar. Yani insan artık doğa değildir, sadece doğanın içindedir ve doğanın sayesinde vardır. Yaratıcı bir etkinlik olan insan kendisini kendi etkinliği ile üretmiştir. İnsan doğa sayesinde hayatını sürdürür. Doğa insan için yaşamsını sağlayan bir beden gibidir. İnsan ancak nesneleri işleyerek özgül bir varlık olmayı sağlar. “Toplumsal tarih, insanın Doğay ve kendi doğasını sahiplenmesinin tarihidir”.(sayfa: 110) insanın ekonomik etkinliği bu sahiplenmenin özü ve aracıdır. Yazara göre insanın özgürleşebilmesi için ekonomik insanı aşması gerekmektedir. Ürün ve üretim, insanın öteki tarafıdır. İnsan bunların içinde yabacılaşır, kaybolur. Ekonomi politik tek bir ihtiyaç üretir; para. Para artık insan için tek ihtiyaç, tek amaç haline gelmiştir. Toplumun özü insanlık dışına çıkmıştır, tamamen paraya indirgenmiştir. Toplumun üzerinde insan olmayan başka bir şeyin etkisi ve gücü vardır. Yazara göre kapitalist bir birey sadece paraya sahiptir, para dışında her şeyden yoksundur. Toplum içinde belki de toplumla birlikte yabacılaşmıştır. Marx’a göre insanın yabacılaşması insanın kendine dönüşü olacaktır.