Barakadan gecekonduya

Barakadan gecekonduya;

Giriş: Kentsel gelişim süreçlerinde gecekonduların yerini hazırlayan nedenler nelerdir? Elbette gecekondulaşma belirli bir düzene karşı , yasal olmayan , bazı ekonomik çevrelerce istenen , politikacılar için seçim dönemlerinde kazanç kapısı olabilen , şehrin sosyo kültürel  yapısında  yeri  olmayan  olgulardır. Ama gerek ülke içinde gerçekleşen ekonomik , sosyal , kültürel, politik etkenlerle , gerekse dış ülkelerde değişen konjonktür yapıyla ‘itici ve çekici’ gücün harekete geçmesiyle gerçekleşen 3. Dünya Ülkeleri için neredeyse kaçınılmaz bir olgudur. Yazar  Tansı Şenyapılı’nın, “Barakadan” Gecekonduya, Ankara’da Kentsel Mekânın Dönüşümü: 1923–1960 adlı kitabında Modern Türkiye’nin önemli özelliklerinden biri olan “gecekondu”nun oluşum sürecini, en iyi şekilde gözlenebileceği yerde, Ankara örneğinde incelediğini göreceğiz. Bu çalışmasında; Ankara’da yasal düzenlemeler nasıl gelişiyor, inşaat ve kooperatifler nasıl örgütleniyor, belediyecilik pratiği nasıl gelişiyor , semt karakterlerinin değişime süreci; gecekonduların yok sayıldığı dönemden giderek yerleşikleşme süreci ve tüm konuların o dönemde nasıl algılandığı, nasıl tartışıldığını mercek altına alıyor.

 

 

Değerlendirme: Tansı Şenyapılı’nın bu kitabı yazmasının temel nedeni 1923-1960 yılları arası gecekondulaşmanın en çarpıcı olarak yaşandığı yerde, kentsel mekanın dönüşümüyle ilgili varolan kayıtları tutarak hem o günler için,hem de sonraki zaman dilimlerinde yapılacak çalışmalara, ışık tutmaktır. Bu çalışmasında; Ankara’da yasal düzenlemeler nasıl gelişiyor, inşaat ve kooperatifler nasıl örgütleniyor, belediyecilik pratiği “nasıl gelişiyor , semt karakterlerinin değişimi; gecekonduların marjinallikten yerleşikleşmesine giden yol ve tüm konuların o dönemde nasıl algılandığı, nasıl tartışıldığını (temel argümanları) mercek altına alıyor. Tüm kitap boyunca ‘kentsel gelişme içinde gecekonduların yerini hazırlayan nedenler nelerdir?’ sorusunu sorar. Bunu dört bölümde gerçekleştirdiği için burada , ilk bölümde, 1923-1930 arası kentsel gelişme içinde gecekonduların yerini hazırlayan nedenler nelerdir sorusuna ek olarak sorduğu soru, ‘Kentsel mekanın 1923-1930 yılları arasında biçimlenmesi içinde , gecekondu olgusunun , gerek ekonomik , gerekse fizik mekanda yerini hazırlayan hangi öğelere rastlanıyor?’ olmakla beraber cevabını da kentin ekonomik , politik , ekolojik , coğrafik , sosyal ve toplumsal gelişimini irdeleyerek veriyor.Daha detaylı ele alırsak:

 

 

Ankara’da gecekonduların oluşması belli bir süreç içinde meydana geliyor. Kitap bu ilk süreci 1923-1930 dönemi olarak göstermiştir. İlk olarak eski kent dokusu ve özellikleri anlatılır. Daha sonra Ankara’da tipik bir mahalle örneği Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun ağzından verilerek kentin Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki durumu çarpıcı bir şekilde gözler önüne serilir.Kentin ulaşım arteri özellikleri ve demiryolunun şehrin gelişmesindeki payı , şehrin eski kent dokusundan demiryoluna doğru sarkması, anlatılır. Şehir merkezi, hangi semtte hangi tip dükkanlar var, ekonomik olarak dükkanların hangi kesimlerde yer aldığı; köylülerin Atpazarı düzlüğünde alışveriş yaptığı daha sonra oradaki hanlarda kaldığı, zengin kuyumcuların Anafartalar Çarşısında yer tuttuğu, temel ihtiyaç malzemelerinin ise , daha çok Tahtakale’deki dükkanlarda satıldığı şeklinde detaylı olarak anlatılıyor. Anlıyoruz ki yazar o tarihlerde basit bir toplumsal sınıflandırma yapıyor. Kentin elektrik , su gibi altyapı hizmetleri , konutların mimarisi anlatılarak konut dokusunun gözümüzde canlandırılması isteniyor. Kentin ana geçim kaynağı olan tarım ürünleri ve ticareti yani tarım ekonomisinin o yıllarda farklılaşmadığı anlatılıyor, bu yönüyle şehrin ekonomik boyutu inceleniyor. Daha sonra romanlar ve Falih Rıfkı Atay gibi yazarların anılarından kentin aile yapısı üst kademe sosyal grupların eğlence mekanları , köylüler ile şehirliler arasındaki dil farklılıkları anlatılıyor yani sosyal yapı ve toplumsal yaşam anlatılmak isteniyor.Bağ dokusu , bataklıklar gibi kent çevresinin coğrafik betimlemesi yapılıyor. Politik olarak baktığımızda ise , savaş yılları içinde kurulan yeni yönetimin hangi doku içinde yer seçtiği , Vilayet Konağı’nın odalarının tasviri , Maliye , Milli Eğitim , Milli Müdafaa ve Dışişleri Bakanlığı gibi bakanlıkların kendilerine nerelerde yer seçtikleri , eğitimin hangi okullarda yapıldığı , askeri kanadın kendilerine nerelerden yer seçtikleri ve Ankara’ın başkent olmasıyla yabancı elçiliklerin kente yavaş yavaş gelişi ve hangi caddelerde elçilik binalarının açıldığı sırasıyla anlatılıyor. Planlama açısından kente baktığımızda yeni yönetimi bekleyen imar sorunları vardır. Bunlar şöyle sıralanabilir:

-Büyük güçlere karşı verdiği olağanüstü savaşı kazanan yönetimin; görkem ve süreklilik özelliklerini mekana yansıtacak işlevsel bir yönetim dokusunun mekanda oluşturulması,

-Eski kentte , sanayi öncesi ekonomik özelliklerin şekillendirdiği yerleşmeyi, olanaklar ölçüsünde imara açarken, yeni gelen grupların konut gereksinimlerini karşılamak ,

-Konut dokusunun gelişimine koşut bir altyapı tabanı kurmak ve bu altyapıyı ayrıca başkent işlevlerinin gerektirdiği düzeye getirmek,

-Çağdaş yaşamın gerektirdiği üstyapı kurumlarını yerleştirmek,

-Bu gelişmeyi sağlayacak yönetim , finansman ve diğer girdi sorunlarını hızla çözecek örgütsel çerçevenin kurulması.(T.Şenyapılı,2004:s.36)

Şehirde bir eski kent dokusu vardır bu Ankara’ya yavaş yavaş yerleşen yeni yönetimin eski kentte yer seçmesi , orada yapılacak olan imar ve istimlak işlemleriyle eski kentliler büyük bir spekülasyon değerine sahip olacaktır. Bu durum emlak sahibi tüccarlar ile yeni yönetim arasında sorunlara yol açar ve sorunun çözümü için olay politik olarak mecliste tartışılır ve sorunu çözecek bir örgütsel yapı , Şehremanet kurulur. Şehremanet’in amacı imar işlemlerinin çözümü için yasal taban oluşturmaktır zaten görülür ki bu yasal taban hazırlandıktan sonra imar işlemleri bir plan kapsamında olmasa da hızla gelişmeye başlar. Şehremanet  bir Alman şehir plancısına eski ve yeni kentler için iki plan yaptırır. Yeni kette ilk yerleşmeler kurulmaya başlandığı zaman oralardaki boş tarımsal araziler üzerinde ciddi  bir spekülasyon başlar.Gördüğümüz gibi Cumhuriyet’in ilk yıllarının Ankara’sında spekülasyon en çok geçen kavramlardan biridir.

1920’lerin ortalarına gelindiğinde kentin ekonomik yapısı incelendiğinde , ticaret işlemlerinin eski kentte gelişmeye devam ettiği , inşaat sektörünün geliştiğini , Ankara Sanayi ve Ticaret Odası kurulduğunu , ilk ticaret okulunun kurulduğunu , Ankara Ticaret ve Zahire  Borsasının kurulduğu , bankacılık ve sigorta konularının geliştiği görülür. Bu yıllarda özel sermayenin ise, çabuk kar getiren spekülasyona yattığı görülür. Konut dokusu  incelendiğinde ise, dönemin ticaret sermayesinin bir sonucu olarak Eski Kentte apartmanlaşma , Yenişehir’de villalar , spekülasyon karmaşası içinde gelirleri sınırlı olan memurlar için devletin yapıp sattığı ya da kiraladığı memur konutları görülüyor.1920’lerin sonuna gelindiğinde ise, konut sorununun baş gösterdiği çünkü nüfus artışı ile konut arzının aynı paralellikte olmadığı görülüyor.Talep ile arz arasında bir dengesizlik olduğu kesindir , bu dengesizliğin ortaya çıkardığı ruhsatsız konut pazarı oldukça karlı bir Pazar oluşturduğundan çekiciydi.(T.Şenyapılı,2004:s.71) Az önce belirttiğimiz sektörlerde açılan istihdam olanakları kentin ekonomisine girerler ve kente yakın çevreden becerisiz, tarımsal işgücü çeker. Gelen nüfus için kent mekânı kabule hazır değildir ve herhangi bir yatırım da yoktur. Ayrıca gelen nüfusun konaklayacak, kiralık konut tutacak parasal olanakları olmadığı için plan ve denetim dışı bırakılan alanlarda ilk barakaları yapmışlardır.

 

Buraya kadar genel bir değerlendirme yaparsak ,  yazarın sorusuna cevabı, ekonomik öğeleri ele alırsak ; kente başkent işlevlerinin bir dışveri olarak gelmesi kentte üç yeni sektörde istihdam alanı açar , bu istihdam olanakları kentin ekonomisine girerek kırsal kesimden yığınlar halinde işgücü çeker.Kentin dokusunda yer yoktur ya da işçilerin konut tutmaya yeterli maddi gücü olmadığından ilk barakalaşma plan dışı alanlarda başlar. Mekansal öğelere geçersek , Eski Kentin hemen yanında boş denetimsiz , plan dışı arazilerin varlığı, gelen nüfus görüldüğü halde bir Amele Mahallesinin tasarlanmayışı, ilk gecekondulaşma bu denetimsiz arazilerde oluşmuştur. Bu cevabı verirken daha çok politikayı ve ekonomiyi referans gösteriyor.

 

İkinci bölüm olarak , 1930-1940 yılları ithalatın dış etkenler altında sınırlandığı ve temelde tarım ekonomisine dayanan ülkesel ortamda sanayileşmenin yavaşladığı bir dönemi oluşturur.1939 yılında başlayan dünya savaşı ve savaş öncesi dönemin ekonomik konjonktürü, ülkede var olan kaynakların tek bir karar organı tarafından kullanılmasını gerektiriyor. Ayrıca bu çerçevede savaş sanayini de canlı tutmak gerekir. Bu ekonomik durum

yatırımların mekana dağılımını da doğrudan etkiliyor , ne kırda ne de kentte büyük yatırımlar yapılabilmektedir. Kırda teknoloji değişmediği için işletme biçimi sürmekte , topraktan çok büyük yığınlar kopmamaktadır. Kentlerin çekiciliğinde ise önemli bir artış yoktur. Kente gelenlere kırdan daha iyi yaşam koşulları sağlanamadığı için bu dönemde kentlerin nüfuslarında önemli artışlar görülmemektedir. Ülke kentlerinin bu genel durumuna karşın , başkent işlevlerinin Ankara’da yoğunlaşmayı sürdürmesi , inşaat, hizmet ve ticaret sektörlerinde açılan iş olanakları sayısını arttırmaktadır. Bu nedenle kente atama yoluyla gelen memur nüfusa ek olarak komşu illerden de göç gelmektedir. Bu nüfus içinde üst gelir grupları Çankaya çevresinde ve Kavaklıdere’de yer seçerken , üst-orta gelir grupları Yenişehir’de , orta gelir grupları ise Cebeci’de yerleşmektedir. Eski Kentin zengin tüccarları ise Yenişehir’de 3-4 katlı apartmanlar yaptırarak buraya geçmektedir. Onların eski dokuda bıraktıkları konutlar ise , bu dokunun bir kesimi koruma altına girdiği için tamirat görememekte o yüzden eskimeye başlamaktadır. Bu eskiyen konutlar alt gelir gruplarına azda olsa bir barınak olanağı sağlamaktadır. Ancak bu grup genelde kamuya ait denetimsiz alanlar ile topografik eşikler üzerinde baraka türü konutlar üreterek yerleşmeyi sürdürmektedir.

Bu dönemde izlenen önemli bir olgu da kentsel gelişmenin ,Alman plancı, Jansen planından sapmasıdır. Bu olgu , arzının artmaması açısından da en değerli taşınmaz olan toprağın üzerinde gelişen spekülatif mülkiyet biçiminin yarattığı sonuçların somut bir örneğidir. Aynı olgu , kent dışında toprak alma olanağı olamayan grupları da yasadışı bir yerleşim biçimine itmiştir. Planın uygulanmasından sorumlu örgüt , nüfusun yerleşme baskısına karşı koyamamıştır. Bir diğer örnek de , olağan dışı bir hızla yükselen kiraların 1939 yılında Milli Koruma Kanunu ile dondurulmasıdır. Ancak bu örgütsel önlem spekülatörlerce derhal kazanç kaynağına dönüştürülmüş ve ‘hava parası’  olgusu ortaya çıkmıştır. Bu dönemde  bir başka spekülatif kazanç kapısı da imar sınırının belediye sınırına dek genişletilmesidir.Kent bir yandan plansız bir şekilde mekanda yayılırken , kat yüksekliği ve yoğunluk artışı sürmektedir. Spekülatif toprak biçiminin ortaya çıkarttığı bir diğer olgu da alt gelir gruplarının yanı sıra diğer gelir gruplarının da kaçak inşaat olgusuna itilmeleridir.

Ayrıca olaya ekonomik açıdan bakarsak , ilk gecekondulaşmanın merkeze en yakın alanlarda gelişmesi tesadüfi değildir. Bu yıllarda Ankara’da sanayi sektörü gelişmemiş olmasına karşın , ticaret özellikle yeni gelişen konutlara hizmet götüren perakende ticaret Eski Kentte giderek artmaktadır. Aynı biçimde yeni bankalar ve önemli iş olanaklar hep merkezde açılmaktadır. Politik açıdan incelersek , ‘barakalaşma’ sorunu kamuoyu ve yöneticilerin dikkatini çekecek düzeydedir hatta sorun mecliste de tartışılmıştır ama bu olguyu yapısal bir sorun olarak değil, Ankara’ya özgü , mahalle ölçeğinde ve yönetimin denetiminde , gerektiği an yıktırılarak çözülebilir bir sorun olarak tanımlanır.(T.Şenyapılı,2004:s.97)

Buraya kadar bir değerlendirme yaparsak , Şenyapılı’nın 1930-40 yılları arası kentsel gelişme içinde gecekondulaşmanın yerini hazırlaya nedenler sorusuna cevabı , özetle , 1930-1940 yılları kentin plan dışı sapmalarıdır. Bu sapmalar örgütsel , yönetimsel, toprağın mülkiyet biçimi ve planlama yanlışları  şeklinde gerçekleşmiştir.

 

Üçüncü  bölüm olarak, 1940-1950 döneminde kette üç ayrı gelişme süreci başlamıştır. Bunlardan birincisi konut kooperatiflerinin etkisiyle , ulaşım ağı üzerinde, merkezden çevreye , çevreden merkeze doğru gelişme biçimidir. İkinci büyüme biçimi ise 1930-40 döneminde başlayan 1945’ten sonra beklenmedik ölçülere varan kent içi topografik eşikler üzerinde izlenen gelişmedir. Kentteki bu eşikler ve bu eşikler arasında kalan boş alanlar sadece kırdan gelenler tarafından sahiplenilmemektedir. Karapürçek , Gicik , Kayaş , Kavak gibi çevre köylerden gelenler de buralara ortaktır. Bu iki grup kentin yaşamını , olanaklarını , geçmiş deneyimlerini daha iyi bilmekte , kentin yasal sınırlarını ne derecede zorlayabileceklerini tahmin edebilmektedirler. 1950’lere doğru daha toplu yerleşmelerin açılmasında , en aşırı eşiklerden daha düz alanlara inilmesinde, gecekondu mahallelerinin kurulabilmesinde bu iki grup öncülük etmektedir.

Bu grupların öncülüğünde Atıfbey , Yenidoğan , Altındoğan , Gülveren , Topraklık gibi büyük mahallelerin temelleri bu dönemde atılmaktadır. Parasal durumu biraz daha iyi olan kişiler daha düz alanlara , daha düzgün barınaklar yaparak yerleşirken , yeni gelen deneyimsiz, ekonomik ve sosyal dayanışma olanaklarından henüz yoksun gruplar ise aynı alanların daha elverişsiz yerlerine inşaatlardan toplama malzemeler ile baraka standartlarını bile tutmayan barınaklara yerleşmektedir.

Kentin ekonomisinde bu tür iş gücüne gereksinim duyulmadığı için bu insanlar gerek sosyal gerekse ekonomik doku içinde istenmeyen olgulardır. İşin politik boyutundaysa, bu isteksizlik yasal çerçeve içinde somutlaştırılmaktadır. Gecekonducu grubu istihdam edecek işkolları çok sınırlı , bu iş kolları içindeki işler de geçici olduğu gibi mekanda da bir yasa dışı yerleşme söz konusudur.

Bu noktada mekandaki yerleşme biçimiyle , göçenlerin kentin ekonomik mekanı içindeki rollerini ilişkilendirmek gerekir.1940-50 döneminde kentlerin ekonomik mekanları çok gelişmemiştir. Örnek olarak , Ankara’da büyük ve küçük sanayi henüz gelişmemiştir. Sadece ticaret ve bürokratik hizmetler gelişmiştir. Kırdan göçen bu deneyimsiz ve becerisiz grup doğal olarak bu iş kollarında kendilerine yer bulamamaktadır. Onlar daha çok , ekonomideki yeri az olan seyyar satıcılık , pazarcılık , temizlik işleri , hademelik , kapıcılık , hamallık ve inşaat işlerinde kendilerine yer bulabilmektedirler. Kadınlar açısından da Yenişehir ve Çankaya kesimlerinde yaşayan üst-orta ve üst gelir grubu evlerde hizmetçi , çamaşırcı , ütücü gibi işkollarında çalışma imkanı vardır.Yaşlılar ve çocuklar dilenciliğe itilmektedir hatta meclis kayıtlarında kentlerde dilencilikle ilgili tartışmalara rastlanmaktadır. Kısacası bu gruplar sefalet mahallelerini oluşturmaktadır.

Politik anlamda gecekonduların birden yaygınlaşarak kentin tüm yamaçlarını kaplayıp merkezin yanına kadar sokulması bu sefer yönetimin tepkisini çekmiştir.Artık gecekondu kentlerin başına gelen olumsuz bir etken olarak görülmektedir. Mekansal kapsamda soruna getirilen önlemler , yıkmak ve yasallaştırmaktır. Yasallaştırmak gecekondulaşmayı özendireceği için ancak belirli zamanlarda yasalar çıktıkça yapılmaktadır. Kalan tek önlem yıkmaktır ama bu sorunu hiçbir zaman çözmez.

Bu dönemde gecekondularda yaklaşık 50.000 kişi yaşamaktadır , belediyeye mülk konut üretme görevi verilir ama bu kadar kişi için konut üretmek imkansızdır. Baskılar ile kat yükseklikleri de arttırılır yani kent düşey eksende de büyümektedir.

 

 

Buraya kadar kısaca değerlendirirsek , 1940-1950 dönemi dünya savaşının etkileriyle kalkınma modelinin değişmesi ve tarımda makineleşmenin kırsal kesimde bir yapı değişikliğine yol açmasıyla en iyi şekilde özgünleşebilir. Gecekondu olgusunu başlatan iticinin harekete geçtiği dönemdir. Yazarın,1940-50 yılları arası kentsel gelişme içinde gecekonduların yerini hazırlayan nedenler nelerdir sorusuna en kısa biçimde cevabı: Yönetimin bu dönemde bu grubu konut sorunu çözülmesi gerekli , önemli bir emek kesimi olarak görmemesi ve yönetimin bu nüfus gruplarını ülkenin yapısal ekonomisi üzerinde yorumlayamamasıdır.

 

Son bölüm olarak , 1950-1960 dönemin incelendiğinde , bu dönemde oluşan yapısal bir ekonomik değişiklik , gecekondu kesiminin ekonomi içindeki rolü ve önemini birden değiştirmektedir. Bu olgunun türevinde de bu grupların mekandaki konumları değişir.

Tarımda emek-yoğun teknolojiden kapital-yoğun teknolojiye geçişin neden olduğu yapısal değişme kentlere yönelen , tarihte daha önce yaşanılmamış boyutlara varan bir göçü harekete geçirmektedir.

Ekonomik politikanın değişmesiyle ekonominin tüm dallarında özel sektör öncülüğünde başlayan gelişme ticaret ve özellikle hizmetler sektöründe deneyimsiz işçilere önemli bir istihdam alanı açarken sanayinin birçok kolunda da aynı biçim ‘ucuz’ emeğe ihtiyaç duyulmaya başlamaktadır.Dışa bağlı gelişme modelinde , bu ucuz emek kırdan göçen insanlardır. Bu konumda göçenler artık ekonominin dışında(marjilaninde) düşünülemez. Bu kez ekonominin temel öğelerinden biri olma özelliği kazanmaya başlamaktadırlar.

Yalnızca ekonomik değil politik boyutta da taşıdığı statükocu yaklaşım potansiyelinin sezilmesi ve iktidar partisince çıkar amaçlı değerlendirilmesi , bu grupların kent ekonomi ve yaşantısının önemli birer elemanı olma özelliğini kazanmasına yol açmaktadır. Ekonomik ve politik mekanlarda değişen statü , mekandaki yansısını değişen, gelişen , yasallaşan, yerleşen , büyüyen gecekondu mahallelerinde bulmaktadır.

Gecekondu nüfüsu ekonominin ve kentsel yapının gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Ekonomiye ucuz emek boyutunu katarak sanayileşmenin gelişmesine ciddi bir katkı yapar. Bu işçi nüfusu,  derste de gördüğümüz gibi , ticaret ve hizmet sektörlerinin mekandaki yerlerine en yakın alanlara yerleşerek ortaya işverenin ödediği ücrete eklenebilecek bir ulaşım maliyetinin çıkmasını engeller. Gecekondu türü konutların en önemli özelliği kentin alışılmış konut yapı biçimi ile en önemli farkı , iki tür konutun farklı yasal çerçevelere oturması değil kentin ‘yasal’ konutlarının tek aşamada tamamlanması ve bir seferde büyük bir yatırımı içermesine karşın gecekondu türü konutların zaman içinde değişen ve gelişen bir niteliğe sahip olmasıdır.(T. Şenyapılı, 1981)

Gecekondu emeğinin üretici olarak yarattığı daha düşük kalite ve ucuz mallar kentin olağan pazarlarına giremeyen gecekondu nüfusuna açık pazarlar sağlamaktadır. Ekonominin bir kesimi de üretim, onarım , parça yapımı , bakım gibi ‘küçük çaplı’ ve marjinal nitelikli işleri yüklenerek sektörlerin bu dalarlıda sanayileşerek işlev görmesini sağlamaktadır. Gecekondu türü bir yerleşme biçimi yaratarak, kent içi birçok hizmet ve ticaret işlerini dükkan kirası ve ulaşım maliyeti ödemeden, arzı konutlara dek getirerek  kentin alt gelir gruplarına açık standartlar ve alışveriş olanakları yaratmıştır.

Kısacası gecekondu olgusu ekonomiye getirdiği olumlu ve olumsuz katkıları ile kesin bir kalkınma biçimi tanımlar. Bu biçim kapsamında gecekondu nüfusu , kendi geliştirdiği çözümlerle birçok boyutta kent ile bütünleşemeyen büyük bir nüfus kitlesinin barınmasından doğacak ve sistemin güvencesini sarsacak sorunların çıkmasına engel olur.

 

Kişisel  Yorum: Eğer biz Ankara’da yaşanan bu kentsel dönüşüme , gecekondulaşma sürecine , ecolojik approach’tan bakarsak bu gecekondulaşmayı başlatan ve oluşmasını sağlayan faktörü sadece sanayileşmeye ya da o bölgenin planlanmayışına  indirgeyebiliriz ama bu bence elbette yanlış olurdu.Çünkü bu uzun süreci tek bir etkene indirgemek sosyo-spatial approach’un ileri sürdüğü , mekanın pasif bir taşıyıcı olmadığı , sosyal, kültürel,tarihsel, politik , ekonomik olarak üretildiği fikrini görmezden gelmiş oluruz. Zaten T.Şenyapılı bu olguyu ele alırken ve ‘1950-1960 yılları arasında kentsel gelişme içinde gecekonduların yerini hazırlayan nedenler nelerdir?’ sorusunu cevaplarken,tüm bu kültürel,tarihsel, politik , ekonomik, sosyal etkenleri vererek sosyo-spatial approach’la aynı görüşü paylaşmaktadır. Ayrıca mekan , belli temsille kendini yeniden üretir.Ankara’da da açıkça gördüğümüz gibi kırdan gelen bu nüfus yasal olmayan yollarla , absolute space dediğimiz daha önce kullanılmayan , hiçbir şekilde temsil edilmeyen , boş bir mekana yerleşerek bir temsilin mekanı(the space of representation) yaratmaktadırlar.

Bu dönemde Ankara’da oluşan hiyerarşiyi  incelediğimizde yönetim kesiminin kendilerine Çankaya civarında yer seçtiğini , üst gelir grubunun Yenişehir kesiminde oturduğunu , orta gelir grubunun ayrı bir mekanda yer tuttuğunu , en düşük gelir grubunun da eski kentte kaldığı görmekteyiz. Bu hiyerarşinin mekana da  sosyal , kültürel , ırksal, politik olarak yansıdığını görmekteyiz.

Devletin ve bölgesel hükümetin yapısını incelediğimizde , her şeyin devletin tekelinde olduğunu , özelleştirmelerin gerçekleşmediğini, bölgesel hükümetin pazardaki payının büyük olduğunu görmekteyiz. Konutlar hep devlet tarafından yapılmaktadır , özel sermaye sadece küçük çaplı ticaret ve hizmetleriyle uğraşmaktadır.

Yazarın yasal düzenlemeleri, ve belediyecilik pratiği gelişimi argümanlarını tartışırken söylediği yorumlara tamamen katılıyorum. Çünkü yönetimsel olarak ciddi bir yanlış vardır , gecekondu olgusu uzun bir süre önemsiz geçici , gerektiğinde yıkılarak halledilebilecek bir konu olarak görülüyor. Yasal olarak , meclisin ve belediyenin getirdiği çözümler her zaman orta sınıfı tatmin eden , gecekondu dokusundakileri dışlayan çözümler olmuştur.

 

Sonuç:                Özetleyecek olursak Türkiye metropolleri, Cumhuriyet döneminden sonra, en çarpıcı örneklerinden biri Ankara olmakla beraber bir gecekondu oluşum süreci geçirmiştir. Bu süreç çerçevesinde yeni yasal düzenlemeler getirilmiş, kooperatifçilik kavramı ortaya çıkmış, eski kent dokularında önemli değişiklikler olmuş ve semtlerin karakteri değişmiştir.Yazar  T. Şenyapılı dört dönem olarak anlattığı gecekondu oluşum sürecinde, bütün bölümlerde, kentsel gelişme içinde gecekondu oluşum sürecini hazırlayan nedenler nelerdir , sorusunu sormuş ve cevap olarak ta her zaman politik , kültürel , sosyal , ekonomik nedenleri göstermiştir. Gecekondu olgusunun ekonomiye getirdiği olumlu ve olumsuz katkıları ile ülkede kesin bir kalkınma biçimi tanımlanmıştır. Gecekondu türü bir yerleşme biçimi yaratmıştır. Gecekondu nüfusu ekonominin ve kentsel yapının değişmesinde rol almıştır ve tüm bu olanlar o dönemde nasıl algılanmıştır.   Tüm bu konular bu kitapta, bence, birbirinden koparılmadan çok iyi bir akademik dille ele alınmıştır.  Bence kitap gerçekten çarpıcıdır; çünkü başkent Ankara Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren “numunelik” olmak üzere planlanmış bir kenttir. Kitapta, siyasal- ekonomik ortamdaki ve kentsel yaşantıdaki dönüşümlerin ve toplumsal farklılaşmanın mekâna nasıl yansıdığına dair belgelerle kanıtlanan, izlenimlerle desteklenen çok boyutlu bir bakış açısı getirilmiştir. Ayrıca ülkemizde şehirler hakkında çok fazla istatistik, yaşanan değişim, dönüşüm kayıtları tutulmadığını varsayarsak , varolanlar özenle toplanıp ve araştırılıp gerçekten yazarın amacına uygun bir şekilde gelecek nesiller için o döneme ışık tutacak bir eser olmuş.