DİYALEKTİK MATERYALİZM

DİYALEKTİK MATERYALİZM

Hegel, felsefe tarihinin önemli filozoflarından birisi olmuştur. Hegel’in amacının felsefenin amacı ile örtüştüğü bilinmektedir. Hegel, felsefede olduğu gibi hiçbir şeyi dışlamaz, her şeyi düşünür ve tek yönlü konudan kaçınır.

Hegel felsefesinde çelişkiler vardır ve bu çelişkilerin varlığın kendisi içinde çözüleceğine inanılır. Birçok çelişki nesnel yaşanır, sonlu olan hiçbir şey yoktur. Çelişkiler tinin ilerlemesi ile çözülür.

Hegel’e göre modern kültür insanı, çelişki halindeki iki dünya arasında yaşamaya zorlar. Bir tarafta insanların ihtiyaçları yüzünden eli kolu bağlı bir halde yaşadığı bir dünya; diğer tarafta da düşünceleriyle, fikir ve özgürlüklere sahip oldukları bir dünya. İkinci dünyada insanlar yasarlı yol gösterici olarak kabul ediyor. Bu da gözle görülebilir çelişkilere yol açıyor.

Hegel, içeriği kapatır ve onu tine layık olmayan bir hale sokar. Hegelcilik’te tinin dünya ile beslenip, onu yutup ortadan kaldırdığı düşünülür. “Hegel biçime varmak için içeriği derinleştirmek ve belirtik kılmakla yetinmemiş, içeriği total olarak kavrama ve kapsama iddiasıyla, düşünceye indirgemiştir”. Hegel içeriğinde bir kesinlik taşıdığını, süresiz olarak belirlenmiş bir biçim aldığının üstünde önemle durur. Belirlenimlerin anlaşılması için içeriklerin deneysel olarak adım adım çözülemeyeceğini iddia eder. Ona göre, felsefe bir daire oluşturur. Başlangıçta göreli bir değer kazanan içerikler, varış noktasında sonuca ulaşır. Buna benzer olarak düşüncenin de hareketi kendi içinde dönüş şeklindedir. Bu da düşüncenin tek kavradığının kendisi olduğunu kanıtlar. Düşünen özne ise sadece düşüncenin bu gelişimine tanıklık eden bir nesnedir.

Karl Marx, donmuş Hegelci sisteme ve bu sistemin siyasal sonuçlarına karşı Hegelciliğin içeriğini geliştirme çalışır.

Hegel’in fenomoloji adlı eserinde diyalektik materyalizmin teorik ve felsefi kökeni görülür. Marx’a göre Hegelci sistemin anahtarı buradadır. İnsan yaşamının gerçek içeriği burada bulunmaktadır. Hegel dünyayı düşüncelere bölmüştür. Aynı zamanda bu düşünce nesnelerin açıklamıştır da. Hegel insanın kendisi tarafından üretimini bir süreç olarak ele alır. Burada, dışsal şeyler dünyasında insanın nesnelleşmesini ve ardından da kendi bilincine vararak da yabancılaşmadan kurtulmasını inceler. Emeğin özünü yaratıcı etkinlik olarak, insanı da bu yaratıcı gücün bir sonucu olarak kabul eder. İnsan tarafından üretilen şeyler ile insanın gerçekleştirdiği şeyler Hegel’e yabancılaşma olarak görülür. Bu doğru bir tanım değildir. Gerçekte canlı ve doğal bir varlığın kendi arzularının ve kendi varlığının nesnelerine sahip olması gayet doğaldır. Bu nesneler onun yabancılaşması değil; tam tersine bunlara sahip olmadığı zaman yabancılaşma ortaya çıkar.

Fenomoloji’nin ve Hegelci yabancılaşma teorisine karşı yapılan eleştirileri idealizmi ve materyalizmi birleştirerek aşması gereken bir pozitif hümanizm teorisi meydana getirir.

El yazması adlı eserde, bilgi nesnenin hiç olduğunu ortaya koyar. Tam bu nokta da diyalektik teorisinin ve yabacılaşma teorisinin birleştiği noktadır. Nesne bilgi edimiyle özdeştir: bilme edimin yabancılaşmış halidir. Nesne, bilginin bir görünümüdür; ancak, bilgiye karşı durur. Dolayısıyla nesne hiçliğin de karşısında durur.

Hegel’e göre tek varoluş felsefi varoluştur. İnsan varlığı felsefeyle birlikte tanımlanır. İnsan varlığının dini ya da siyasi varoluşu gerçekte dini-felsefi ve siyasi-felsefidir.

Ekonomi felsefe el yazması Hegel’in diyalektik mantığını reddeder. Ancak yabancılaşma teorisini kabul eder. Marx ve Engels kendi deneyimleri ve Hegel’in eleştirisi aracılığı ile hümanizmi ortaya çıkarır.

Sol eğilimli Hegelciler, Hegel’i aşmak amacı ile onu kapsamlı bir şekilde eleştiri yağmuruna tutarlar. Ancak bu eleştirilerde bile Hegel’den oldukça etkilendikleri ve Hegel’e bağlı kaldıkları görülmektedir. Marx ve Engels’e göre bu sol eğilimli gençler arasında en başarılı olan Feuerbach’tır. Feuerbach, Hegel’i Hegel’in diliyle eleştirerek ön plana insanı çıkartmıştır. Ancak Feuerbach için insan hala tipik bir Alman burjuvasıdır. İnsanın toplumsal ilişkilerini, etkinliğini göz ardı eder. Oysaki insanoğlu toplumsal ilişkilerin bir bütünüdür.

Feuerbach’ın hümanizm yaklaşımı doğa üzerine kuruludur. Ona göre insan doğuştan doğa ile bir harmoni içindedir. Bu harmoni ancak filozoflar tarafından anlaşılabilir. Feuerbach’ın materyalizmi, Hegel’in idealizminden oldukça zayıftır. Hegel’in idealizmi bir etkinlikten yola çıkıyordu ve tek yönlü olmasına rağmen bu etkinliği aydınlatmaya ve geliştirmeye çalışıyordu. Hegel’e göre insan doğanın bir ürünü değil, tarih boyunca ve toplumsal yaşam içinde kendini üreten bir varlıktır.

Feuerbach’ın materyalizmi tek yönlü ve çelişkilidir. İnsan etkinliği teorik ve soyut kalır. İnsan duyumsal bir nesnedir, karşımıza üretici bir güç olarak çıkmaz.

Gerçek bireyler, onların eylemleri, yarattıkları varoluş koşulları, deneysel olarak gözlemlenebilir. Yaşamın üretiliş tarzı bireyin üretiliş tarzı anlamına gelmektedir. Bireyler kendi yaşamlarını ürettikleri şekilde var olurlar. Örneğin kendi mekânlarını yaratırlar.

Marx ve Engels, Hegelci yönteme sert eleştirilerde bulunurlar. Bunun örnekleri Alman ideolojisi ile Felsefenin sefaleti adlı eserlerde rahatça görülebilir. Hegelci yöntem içeriği soyut bir biçime, tine ve salt akla yedirerek ortadan kaldırır. Ortaya koyma, tez-antitez-sentez, olumlama-olumsuzlama, olumsuzlamayı olumlama, diyalektik hareket düşünce grupları ve seriler yaratır, ardından da Hegel’in bütün sistemini meydana getirir. Hegel’e göre yaşanmış bütün olaylar, bütün tarih felsefesi, “yalnız ve yalnız felsefenin ve Hegel’in kendi felsefesinin tarihinden ibarettir”. Çünkü Hegel’in yöntemlerini ekonomik politiğin kategorilerine uyguladığımızda, sadece elde edilen ekonomi politiğin mantığı ve bu kategorilerin başka bir dile çevrilmiş hali olur. Marx, ilk ekonomik incelemelerinde deneysel alana yönelir. Marx hümanizmden ve materyalizmden etkilenmiştir. Marx’a göre toplumsal eşitsizlikler sadece maddi ve manevi yönden yoksun insanlar tarafından ortadan kaldırılabilir. Bu dönemlerde henüz diyalektik materyalizm ortada değildi. İnsan meselelerinin çözümünde tarihsel materyalizmin ekonomik boyutu kullanılırdı. Marx ve Engels tarihsel, toplumsal, ekonomik ve insani olayları anlamaya çalışmışlar ve bunların üzerinde yoğunlaşmışlardır. Amaçları toplumsal sınıflar içinde görülen zıtlıkları aşmaktır.

Marx’a göre ekonomik kategoriler deneysel gözlemlerin birer ürünüdür. Kapital’in hazırlık çalışmalarında diyalektik yöntemi kullanır. Böylece ekonomik kategorilerin ve bunların iç ilişkilerinin geliştirilmesini sağlar, bilimsel kesinlik düzeyine ulaşır. Sonuçta diyalektik yeni bir boyut kazanır. Engels’e göre Marx’ın düşüncelerinin temel öğelerinden biri Hegelci diyalektiktir. Bu diyalektik yöntem idealist bir biçimde geliştirilmiş sonra da materyalizm ile birleştirilmiştir. Böylece karşımıza yeni bir kavram olan diyalektik materyalizm çıkar. Genel anlamda diyalektik materyalizm maddenin bilinç karşısında ontolojik bir önceliğinin olduğunu savunur. Düşünceleri, kurumları, kültürleri, saf ekonomik bir somut temelin üstünde yükselen hafif ve önemsiz bir yapı olarak görür. Marx’ın kullandığı kategoriler soyuttur. Bu soyut kategoriler, somut içeriğin analizinden elde edildiği için bir anlamda da somuttur. Yani soyut aynı zamanda somut, somutta aynı zamanda soyut olabilir. Tarihsel ve güncel anlamda karşımıza çıkan ekonomik kategorilerin somut ve nesnel bir gerçekliği vardır.

Kullanım değeri somut iken, değişim değeri soyut olarak karşımıza çıkar. Çünkü değişim değeri mevcut olan ekonomik somutun bir analizinden elde edilen temel bir ekonomik kategoridir. Değişim değeri modern kapitalizme hayat verir. Ekonomik, tarihsel ve toplumsal sürecin nesnelliğini oluşturur. Değişim değeri ihtiyaçların ve üretimin gelişimine sebep olmuştur. İnsanlar piyasayı kendi ürünlerinden oluşan ve kendilerine zarar veren bir şey olarak görmez. Birçok insan için piyasadaki yasalar doğal yasalardır. Bu yüzden sermayeye dönüşmek mallar için doğadan gelen bir özelliktir.

Ekonomik olguların incelenmesi deneysel değildir. Bu inceleme kategorilerin diyalektik hareketine bağlıdır. Değişim değeri gelişir, onun iç hareketiyle yeni belirlenimler ortaya çıkar.

Marx ekonomik çalışmalarına “Ekonomi Politiğin Eleştirisi” ile başlamıştır. Ona göre ekonomi politik eleştirilmeli ve aşılmalıdır. Ekonomik politik insanın bir tür yabancılaşmasıdır. Bu yabancılaşma gerçektir, gerçekte insanları etkiler. İnsan ilişkileri çelişkiler yaşadığı müddetçe ekonomik mekanizmalar, devletler, kurumlar, ideolojiler olarak görülmektedir. Marksizm asla tek gerçeğin ekonomi olduğunu savunmaz, aksine ekonomik kaderlerin geçici olduğunu savunur. Ona göre ekonomilerin kaderi insanların kendi imkânlarının bilincine varması ile aşılacaktır.

Diyalektik materyalizmin gelişmesi diyalektik bir biçimde olmuştur. Hegelci mantıktan yola çıkan Marksist düşünce öncelikle mantığı olumsuzlaştırmıştır. Daha sonra Engels tarafından ekonominin eleştirel analizi yapılmıştır. Ekonomiyi ele alan tarihsel materyalizm bilimi diyalektik yöntemle birleştirmiştir. Marx tarafından olumsuzlanan diyalektik daha derinleşmiş bir materyalizmle tekrar buluşturulur. Diyalektik materyalizm içeriğe öncelik tanır, bu içeriğin hareketinin analizini yeniden yapılandırır. Marx ve Engels tarafında eserlerinde diyalektik materyalizmin işlenmesi onu evrensel kılar. Böylece diyalektik materyalizm felsefi çapına da kavuşmuş olur.

 

THE NINETEENTH CENTURY

THE NINETEENTH CENTURY

Philosophical relativism and artistic eclecticism

By the beginnings of 19th century, bad effects of French revolution and industrial revolution were diminished with the help of an optimistic faith in human rationality. Dostoyevsky claimed that there exists no rational order of nature to understand and no rational human power to understand order of nature even if it exists. Kierkegaard assumed that existing is tied up with deciding. People face to decisions in each act of them and decisions created by them are what shape their personality. Nietzsche claimed that rational thinking and objective knowledge is futile. He also claimed that scientists and philosophers never understand the original structure of nature. According to him searching some order in nature is nothing more than a useless attempt to ass reason to chaos.

However some architects tried to establish timeless principles, some of them accepted the challenge of relativism. Many of them are affected by previous styles so this century is called as a century of artistic eclecticism.

German idealism, Romanticism and the Gothic revival

Romantic view which is based on uniting rather than dualities, intuitions and emotions rather than reason, personal and subjective rather than shared and objective become a major cultural force and shaped politics, art theory and philosophy. Famous German philosopher Kant made distinction between man and nature, sense and reason… Successors of him wanted Kant to make some synthesis between content and form of experience and phenomenal- noumenal world.

Fichte

Johann Gottlieb Fichte developed Kant’s theories in a series of publications including “basis of the entire theory of science”. According to Kant, the noumenal realm causes the phenomenal world. But according to Fichte, Kant was in an impossible corner with his argument that causality is a product of the mind and not a characteristic of ultimate reality. He also claimed that phenomenal world cannot be the result of noumenal realm. He denied the view of materialism and additionally he believed that nature must be nothing more than an expression or manifestation of human thought.

According to him, transcendental ego is the sum of all individuals’ and it is greater than individual mind. Because he thought that finite mind is coming and going. Also he believed that transcendental ego creates physical world to have a field where to act morally satisfies the modern sceptic.

Schelling

According to Schelling, there is a universal ego or mind which called absolute or creates physical world. Nature an absolute connected with each other. A work of art is the vital objectification of the absolute. Many Romantic artists agreed with the new power of the art. According to them, it also gives increased justification to the enlightenment concept of the autonomous genius.

Hegel

Contrary to Schelling, best known and most influential of the German idealist Georg Friedrich Hegel changed the emphasis that level of reason man and nature are still divided. He claimed that there is a physical world which is created by shared and transcendental mind. He named transcendental mind as “absolute spirit”. He held that the absolute spirit is entirely rational. Sometimes he called absolute “infinite reason”.

If absolute spirit is rational and if it contains finite human minds then a finite human mind thinks rationally should be able to discover itself under the logic of absolute. Hegel claimed that if the real is rational then the rational must be real. Contrary to rationalists, relation between rational and real does not result from knowledge of the outside world’s structure which is given by god. In fact, relation results from the mind intimately participating in world. To intimate connection, mind is supposed to reflect on itself and reconstruct the underlying order of nature. Unfortunately, Hegel emphasized that traditional reason creates artificial pigeon-holes into which perceptions are dumped arbitrarily and randomly; it divides where no division exist. Intuitionism leaves concepts altogether and aims to find true knowledge in undifferentiated immediate experience. But neither of these mental tools can capture the evolving nature of absolute spirit. Hegel considered that a new kind of logical thinking would have to be developed in order to capture the dynamic nature of knowledge.

Absolute spirit and its manifestations concretized a thesis. This creates the opposite, antithesis. Both thesis and antithesis are combined in synthesis. Earlier times of development of absolute spirit there was no synthesis which was fully complete.

If art is the reflection of the absolute, one must examine its development over time to understand. The absolute spirit points out itself as a symbolic art where physical form dominates over spiritual concepts. Symbolic art gave way to classical art where form and spirits equally balanced. In Hegel’s time romantic art replaced classical one.

 

DİYALEKTİK MATERYALİZM

DİYALEKTİK MATERYALİZM

Formel mantık, düşüncenin sadece kendisiyle meşgul olduğunu söyler. Formel mantık, zihinsel belirlemeleri yaparken somut olumlamalardan bağımsız işler. İncelemeye başladıktan sonra, düşüncenin kendi içinde hareket halinde olduğunu iddia eder, yani yazara göre ne kendine bir içerik katmayı ne de içeriğini değiştirmeyi düşünür. Bundan dolayı hata riski taşımaz. Yazar gerçekte formel mantığın asla içeriksiz yapılamayacağını, ancak onu soyutlaştırdığını söylemiştir. Bir yandan da formel mantığın içerikle ilişki içerisinde bulunarak somut anlamını koruduğunu belirtmiştir. Hegel’e göre mantıksal teoriler gerçeğin içindeki çelişkileri bulur ve onları tine aktarır ve orada bunları çözülmeden bırakır. Hegel için içi boş bir özdeşliğin formüle edilmesi imkânsızdır. A, A olmayan değildir demekle yalnızca A’nın özdeşi olmayan ortaya konur.

Yazara göre formel mantık biçim ile içeriğin nasıl birleştiği konusunda kesin bir bilgi veremez. Yazar ise içerikten biçime varılması gerektiğini düşünmektedir. Ona göre, eğer varlık kendine eşitse var olmanın gerçek çelişkileri düşünceden dışlanmış olur. Böyle bir dışlanma durumunda ise şeylerin sahip olduğu çeşitlilik ve değişkenlik kesinlik içermeyen tartışmalara ulaşır. Hegel’e göre akıl iç çelişkilere bölünmüştür. Hegel bu çelişkileri çözmek için hareket halindeki öğeleri ele almıştır. Ona göre her çelişki biri ilişkidir, bu yüzden de düşünce düşüce iç çelişkilerden oluşan bir birliktir.

Yazara göre akıl, sınırlı içerikleri tartışan, yıkan, ayrıştıran bir düşünce hareketidir. Ona göre diyalektik mantığı böylece mantığın dışında kalmaz, mantıkla birleşen diyalektik, kendisi dönüşürken mantığı da dönüştürür.

Hegel’e göre çelişkiler arasında hareket vardır. Her bir belirlenimin kendi olumsuzlaması ile çoğalması sonucunda üçüncü terim oluşur. Hegel aklı incelerken, her iç çelişkiden üçüncü bir terim çıkararak düşüncenin, belirlenimlerin ve kategorilerin doğmasını sağlar. Böylelikle sentez hareketsiz bir şey olmaktan çıkar. Üçüncü terim kavramı ile çelişki bir düşünce bulanıklığı olmaktan çıkmış, aydınlığa kavuşmuştur. Oluş, çelişki içindeki terimleri böler, her bir terime karşılık onunla çelişkili başka bir terim ortaya koyar, böylelikle çelişkiyi aşarak yeniye ulaşır. Oluş genel olarak, birinci terimi içerikten yoksun olan bir çelişkinin içinden doğan üçüncü bir terimdir. Bu sonuca bir sentez sayesinde varılır.

Genel anlamda ise oluş belirli olan ilk var oluş, ilk somut olan şeydir. Hiçlik ise olan şeyin sonucudur, olan şeyin sonu ise başka bir şeye geçiş, yok oluş, başka bir şey yaratmaktır. Yani hiçlik denen kavram yeni bir oluşu üretmiş olur. Diyalektik anlamda soyutlamalar somuta tekrar kavuşur. Buna göre her olumsuzlama bir anlamda yaratıcıdır, beklide hareketin kaynağıdır. Yani olumsuzlama ile bir bakıma yeni bir şey yaratmış oluruz. Olumsuzlama insanlar tarafından düşünüldüğü gibi bir şeyi yok etmez, aksine olumsuzlama ile yeni bir şey yaratılır. Her olumsuzlama ortaya çıkan yeni olumlamaların başlangıç noktasına ışık tutar. Her belirlenmiş var oluş toplamdaki hareketin parçasıdır. O zaman kendi yine kendisine eşittir, ama kendi, kendi içinde sonsuzdur. “olumsuzlama kendisini olumsuzlar ve bunu da olumlamayla olan içsel ilişkisinden hareketle yapar; çünkü olumsuzlama da bir öteki olumlamadır ve çünkü olumlama da bir olumsuzlamadır.”(sayfa 17)

3 terimli yöntemde, her terim kendinden bir sonraki terime belirlenimler bırakarak kendinden bir önceki olumsuzlar. Böylelikle olumsuzlamayı olumsuzlamış olur. Bu döngü sayesinde birinci terim de olumsuzlanmış olur. Bu yöntem sayesinde de tek yönlülük ortadan kaldırılmış olur. Eğer tek yönlü bir ilişki olsaydı o zaman her olumsuzlamadan sonra olumsuzlanan şey yok olurdu, bir daha kullanılmazdı. Ve sonuçta aslında olumlanan şeyde olumsuzlanıp kullanılmayacaktı.

Hegelci diyalektikte hareket demek aşmak demektir. Onun diyalektiğinde her gerçek ve düşünce kendisinden daha yüksek belirlenimler ile aşılır. Hegelci diyalektiğe her hareketin belirlenmiş bir içyapısı vardır. Yani hegel’e göre her hareket açıklanabilir özelliktedir.

Sonuç olarak formel mantık A A’dır der. Diyalektik mantık A, A’dır ama aynı zamanda da A, A olamayandır da der. Formel mantığa göre önerme ya doğrudur ya da yanlıştır. Aynı anda önerme hem doğru hem de yanlış olamaz. Yani formel mantıkta kesin bir sonuca ulaşılmaya çalışılır. Formel mantıkta doğru ile yanlış farklıdır, ikisinin bir arada olması mümkün değildir. Diyalektik mantığa göre ise bir önerme gerçek bir içeriğe sahipse hem doğru hem de yanlış olabilir, eğer aşılmışsa doğrudur, kendini olumluyorsa yanlıştır. O zaman kendi kendini olumlayan yanlıştır, kendi kendini aşabilen ise doğrudur diyebiliriz.

Felsefede hiçbir şey dışlanmaz, her şey düşünülür, tek yönlü düşünülerden kaçınılır. Yazar göre Hegel’in felsefesi de felsefenin amacı ile uyuşur.

Hegelcilikte her tür çelişkinin, varlığın kendisi içinde çözüleceğine inanılır. Birçok çelişki nesnel yaşanır, sonlu olan hiçbir şey yoktur. Hegel felsefesinde insan ve doğa hakkında kolay yargılara varmamak; dünyanın, insanın ve bireyin çelişkilerini göz önünde bulundurmak, çelişkilerin dayanılmaz halinde bile onları aşma isteğinin çürüyen öğelerin direncinden daha güçlü olduğuna inanılır. Hegel’e göre modern kültür insanı birbiri içinde çelişki içinde bulunan iki dünyada yaşamaya zorlar. İnsanlar bir taraftan ihtiyaçları yüzünden sınırlandırıldıklarını düşünürken bir yandan da düşüncelerle, fikir ve özgürlüklere sahip oldukları biri yaşamı yol gösterici kabul ederler.

Yazar göre Hegel içeriği kapatır ve sınırlar, onu tine layık olmayan bir hale sokar. Tinin dünya ile beslenen ve onu ortadan kaldıran, yok eden bir şey olduğu düşünülür. Hegel içeriğin de bir kesinlik taşıdığını, süresiz olarak belirlenmiş bir biçim aldığını önemle vurgular.  Belirlenimleri anlamak için bunlar bağlantılandırılmalıdır. Bu işlem ise adım adım, deneysel olarak olmayacağına düşünen yazar bunu bu bağlantıların sabit olmasına bağlar. Felsefenin bir daire çizip başlangıç noktasına göreli bir anlam kazandırdığı, varış noktasında da sonuca ulaştığını söyler. Aynı şekilde düşüncenin hareketi de kendi içinde dönüş şeklindedir. Bu da yazara göre düşüncenin sadece kendini kavradığını söyler. Düşünen özne ise sadece bu olaya tanıklık eder.

Yazar göre hegel, insanı ezen şeyin bile insanın içindeki insani ve tinsel etkinliğini bir sonucu olarak görür. Geçmişi, şimdiyi ve geleceği insanın var olmasının koşulları olarak nitelendirir. Yazar kendini, dünyayı yaratmak için kendinden geçen ve bu yüzden de kendine yabancılaşan ve sonunda Hegelci sistemde tekrar kendine kavuşan düşüncenin hiçbir yerinde görmemektedir. Yazara göre Hegelcilik bireysel deneyimlerden ve yaşamsal problemlerden insanların kendilerini çekmesini ister. Ancak yazar insanların yaşadıklarının katlandıklarının Hegel’le açıklanamayacağını ifade eder. Hegel bireyin kendi içinde yaşadığı düşmanlığın ve baskının ortadan kaldırılması için herhangi bir çözüm önerisi sunmaz.

Marx, dunmuş Hegelci sisteme ve bu sistemin siyasala sonuçlarına karşı Hegelciliğin içeriğini geliştirmek için uğraşmıştır. Diyalektik materyalizmin teorik ve felsefi kökeni Hegel’in fenomenolojisinde bulunur.  Marx’a göre Hegelci sistemin anahtarı buradadır. İnsan yaşamının gerçek içeriği burada bulunmaktadır. Hegel dünyayı düşüncelere bölmüş ve bu düşünce nesnelerini aynı zamanda açıklamıştır da. Hegel insanın kendisi tarafından üretimini bir süreç olarak ele alır. Burada, dışsal şeyler dünyasında insanın nesnelleşmesini ve ardından da kendi bilincine vararak yabancılaşmadan kurtulmasını inceler. Nesnel insanı yaratıcı gücün bir sonucu olarak görür. Yaratıcı güç emeğin özüdür. Marx’a göre fenomenolojide insanın yabancılaşması doğru açıklanmamıştır. Hegel’e göre insanın gerçekleştirdiği şeyler ile insan tarafından üretilen şeyler yabancılaşmadır. Gerçekte, bir varlığın kendi isteklerine ve kendi varlığının nesnelerine sahip olması normaldir. Tam tersine bunlara sahip olamadığı zaman varlık kendine yabacılaşmış uzaklaşmıştır. İnsan böyle bir yabancılaşmada halen daha canlı bir varlıktır, bu yüzden bu yabancılaşmayı aşması gerekmektedir. Bunu da nesnel eylemlerle gerçekleştirebilir. Sonuçta “fenomenolojinin ve Hegelci yabancılaşma teorisinin eleştirisi, idealizmi ve natüralizmi ya da materyalizmi birleştirerek aşması gereken bir pozitif hümanizm teorisine varır.”(sayfa 41)

Ekonomi Felsefe Elyazması diyalektik mantığını reddeder, yabancılaşma teorisini de kabul ederek onu derinden değiştirir. Marx ve Engels kendi deneyimleri ve Hegelciliğin eleştirisi yöntemi ile hümanizmi ortaya çıkarır.

Sol eğilimli Hegelcilerin birçoğu Hegel’i aşmak amacı ile Hegel’i eleştirmeye çalışmışlar, ancak bu kapsamlı eleştirilerinde bile Hegel’e bağlı kalmışlardır. Marx ve Engles’e göre bu sol eleştirmenlerden en başarılısı genç filozof Feuerbach başarılı olmuştur. Feuerbach kavramsal diyalektiği yok etmiş, aynı zamanda Hegel’i Hegel’in dili ile eleştirmiştir. Sonuç olarak da insanı ön plana çıkarmıştır. Ancak Marx ve Engels’e göre Feuerbach’ın yarattığı insan hala tipik bir burjuva Almandır. İnsanın etkinlik, cemaat, işbirliği yönlerini, bireyin türle ilişkisini göz ardı etmiştir. Feuerbach, somut insanı resmin dışına atmıştır oysaki insan toplumsal ilişkilerin bir bütünüdür.

Feuerbcah’ın hümanizmi sadece doğa üzerine kuruludur. Onun için doğa var oluştan beri insanlar gizemli bir harmoni içindedir. Bu ise ancak filozofun anlayabileceği bir harmonidir. Onun materyalizmi Hegel’in idealizminden oldukça zayıftır. Hegel’in idealizmi etkinlikten yola çıkarak tek yönlü olsa da gerçek anlamda bu etkinliği aydınlatmaya ve irdelemeye çalışıyordu. Hegel’e göre insan biyolojik bir varlık ve biyolojinin bir sonucu değildir. İnsan tarih boyunca ve toplumsal yaşam içinde kendini üretmiştir. Yani Hegel’e göre insan kendi kendini yaratmıştır. Bunda toplumsal sürecin katkısı vardır. İnsan doğadan var olmaz.

Feuerbach’ın materyalizmi tek yönlü ve çelişkilidir. Onda insan etkinliği teorik ve soyut kalır. İnsan duyumsal bir etkinlik değil, duyumsal bir nesnendir. Bu duyumsallıkta üretici bir güç değildir. Feuerbach insanların karşılıklı bir etkileşim içinde olduğunu ileri sürer. İnsanların karşılıklı olarak birbirlerine ihtiyaç duyduklarını açıklamak için sadece duygusal ilişkileri kullanması onun toplumsal dünyayı onu meydana getiren insanların total bir etkinliği olarak görmesini engeller.

Gerçek bireyler, onların eylemleri yarattıkları var oluş koşulları, deneye dayalı olarak gözlenebilir. Yaşamın üretiliş tarzı bireylerin yaşam tarzıdır. Bireyle kendi yaşamlarını üretirler ve bu yaşamı kendi tarzlarına göre üretip yaşarlar. İnsanın bilincine ulaşması için geçim araçlarını, yeni gereksinimlerini üretmesi gerekmektedir. Üremenin örgütlenmesi ve bireyler arası işbirliğinin örgütlenmesi gerekmektedir. Sonuç olarak yazara göre bilinç başından beri bir üründür. Biyolojik olarak ortaya çıkan bilinç, işbölümü ile gerçek ve etkili bir bilinç hainle gelir. Ancak maddi ve manevi emek arasındaki işbölümü bilincin kendini faklı algılamasına yol açar.

Marx ve Engels Hegelci yönteme sert eleştiriler getirmiş 2 ünlü filozofturlar. Hegelci yöntem, içeriği soyut biçime, tine ve salt akla yedirerek ortadan kaldırır. Ortaya koyma, tez, antitez, sentez formülasyonu ile olumlama, olumsuzlama, diyalektik hareket, Hegel’in bütün sistemini meydana getiren unsurlardır.  Hegel’e göre yaşanmış bütün olaylar, bütün tarih felsefesi sadece kendi felsefesinden ibarettir. Yazara göre Hegel’in yöntemleri ekonomiye uygulandığı zaman ortaya yeni bir şeyler çıkmaz, sadece herksin bildiği birçok ekonomik kavram başka bir dile çevrilmiş gibi olur. Bu sonuçtan dolayı Marx ilk ekonomik incelemelerinde deneysel olana yönelir. Hümanizmden ve materyalizmden etkilenen Marx, toplumsal eşitsizliğin sadece maddi ve manevi olarak yoksunluk çekenler tarafından ortadan kaldırılabileceğine inanır.

Bu dönemlerde henüz daha diyalektik materyalizm yoktu. Sadece tarihsel materyalizmin ekonomik boyutu insan meselelerinin çözümünde kullanılırdı. Yazara göre Marx ve Engels tarihsel, toplumsal, ekonomik ve insani içeriği anlamaya çalışmışlardır. Bu amaçla biçimsel olan yöntemi silerek sınıf zıtlığı, mülkiyetin varlığı ve yokluğu zıtlığı ve bu zıtlıkların aşılmasını amaç edinmişlerdir. Ancak bu diyalektik sadece ampirik olarak gözlemlenmiş kabul edilir. Marx’a göre ekonomik kategoriler ampirik gözlemlerin ürünüdür.

Kapital’in hazırlık çalışmalarında diyalektik yöntemi kullanan Marx, ekonomik kategorileri ve bunların ilişkilerini geliştirme şansını elde eder. Böylece diyalektik yeni bir boyut kazanmış olur. Engles’e göre Marksist düşüncenin temel öğelerinden biri Hegelci diyalektiktir. İdealist bir biçimde geliştirilen diyalektik yöntem derinleştirilmiş bir materyalizmle birleştirilir ve diyalektik materyalizm olarak adlandırılır. Diyalektik materyalizm genel olarak kurumları, düşünceleri, kültürleri ekonomik bir temelin üstünde yükselen hafif bir yapı olarak görür. Materyalizm ise bundan bütünüyle farklıdır. Marx’ın kullandığı kategoriler soyuttur, somut bir içeriğin analizinden ortaya çıkmıştır. Ancak burada bir soyutlama söz konusu değildir. Soyut aynı zamanda somut, somutta aynı zamanda soyuttur. Tarihsel ve güncel anlamda karşımıza çıkan ekonomik kategorilerin somut ve nesnel bir gerçekliği vardır. Bu bağlamda kategoriler birbirine zincirlenerek dünyanın total hareketine diyalektik bir biçimde katılır. Yazar göre  -kullanım değeri somutken, değişim değeri soyut olarak karşımıza çıkar çünkü değişim değeri mevcut ekonomik somutun analizi yoluyla elde edilen en basit ve temel ekonomik kategoridir. Bu yüzden bir o kadar da somuttur. Değişim değeri modern kapitalizme hayat veren şeylerden biridir. Ekonomik, tarihsel ve toplumsal sürecin nesnelliğini oluşturur. Değişim değeri, ihtiyaçların ve üretimin gelişimine, insan ilişkilerinin genişlemesine eşlik etmiştir. İnsanlar piyasayı kendi ürünlerinden çok oluşa ve kendilerine acımasızca saldıran bir şey olarak görmezler. Birçok insan piyasa yasalarını birer doğa yasası olarak görür. Sermayeye dönüşmek, malların doğal özelliğidir.

Ekonomik olguların incelenmesi deneysel değildir. Bu inceleme kategorilerin diyalektik hareketine dayanır. Değişim değeri gelişir, iç hareketiyle para, sermaye gibi yeni belirlenimler üretir. Her belirlenim, kendi öncülerinden diyalektik olarak ortaya çıkar.  Her kategorinin mantıksal bir rolü vardır ve her kategori bir döneme işaret eder. Tüccar ekonomisi dönemini, ticari kapitalizm dönemi, sanayi kapitalizmi ve finansal kapitalizm dönemleri takip eder. Her bir dönem birbiriyle ilişkilidir ve sonraki her dönem bir öncekinin yeni bir aşamasıdır.

Marx ekonomik çalışmalarına ekonomik politiğin eleştirisi ile başlamıştır.  Marx için ekonomik politik insanın üçlü yabancılaşmasıdır. Bu yabancılaşma gerçektir, insanları etkiler. İnsan ilişkileri Marx için çelişkiler yaşadığı sürece devletler, kurular, ideolojiler olarak görülecektir. Ancak öte yandan Marksizm hiçbir şekilde ekonomik kaderlerin insanların tek gerçeği olduğunu savunmaz. Ona göre ekonominin kaderi insanların kendi imkânlarının bilincine varması ile aşılacaktır. Değişim değeri ile kullanım değerinin arasındaki farklar çelişkileri meydana getirir. Bu çelişkilerde ekonomik krizlerle sonuçlanır. Marx’a göre ekonomik krizler diyalektiktir, üretici güçlerin yok olmasına sebep olur. Sonuçta da üretim gücü ile tüketim gücü arasındaki ilişkiyi tekrar oranlar. Sistemi düzenlerken ona zarar verir. Marx’a göre ekonomik krizler sistemi düzene sokar ve sistemi yıkacak olan ise insanın kendi iradesidir.

Marx’a göre insanın başlangıç noktası yani üretimi biyolojik ve doğaldır. İnsan var olduğu sürece değişimler geçirse de doğa her zaman insanın karşısına çıkar. İnsan öncelikle biyolojik olarak mevcut olur, ardından da bilinci elde eder.  Böylelikle insan doğanın yaşayan düşüncesi olur. İnsanın içgüdüleri vardır. Nesnel ihtiyaçları vardır. İnsanın doğal içgüdülerinden oluşan ihtiyaçlar insanın kendisinden bağımsızdı. İnsanın diğer varlıklarla ilişkisi vardır. İnsan için başka varlıklar nesnedir ve nesne diye nitelendirdiği varlıklar için de insan bir nesnedir. Doğal varlığın doğası kendisinin dışındadır. Ama dışsal bir etkinlik olduğu kadar içselde bir etkinlik vardır. İnsanda sadece doğaya ait bir varlık değildir. İnsan kendi içinde çelişkiler yaşar. Dışsal doğa ise insan için ölümdür, mezarıdır. Marx’a göre insan hem iç hem de dış doğansı değiştirebilir, yönetebilir. Doğayı kendi ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendirir. Nesne yani ürün hem doğaya hem de insana dönüktür. Aynı zamanda hem somut hem de somuttur. Verili bir malzemesi olması onu somut, nicel bir özelliğe sahip olması ve kendini geliştirebilir olması onu soyut yapar. Özne ve nesne arasında somut bir ilişki vardır. Ne somut olarak birbirlerine karışırlar ne de soyut olarak birbirlerinden ayrılırlar. Aralarında diyalektik bir bütünlük vardır.

Sonuç olarak doğadan meydana gelen insan, doğayla mücadeleye girişir. Bu mücadele onu hem güçlü hem de güçsüz kılar. Bu onu doğal var oluştan ayrı bir öz haline gelmesini sağlar. Yani insan artık doğa değildir, sadece doğanın içindedir ve doğanın sayesinde vardır. Yaratıcı bir etkinlik olan insan kendisini kendi etkinliği ile üretmiştir. İnsan doğa sayesinde hayatını sürdürür. Doğa insan için yaşamsını sağlayan bir beden gibidir. İnsan ancak nesneleri işleyerek özgül bir varlık olmayı sağlar. “Toplumsal tarih, insanın Doğay ve kendi doğasını sahiplenmesinin tarihidir”.(sayfa: 110) insanın ekonomik etkinliği bu sahiplenmenin özü ve aracıdır. Yazara göre insanın özgürleşebilmesi için ekonomik insanı aşması gerekmektedir. Ürün ve üretim, insanın öteki tarafıdır. İnsan bunların içinde yabacılaşır, kaybolur. Ekonomi politik tek bir ihtiyaç üretir; para. Para artık insan için tek ihtiyaç, tek amaç haline gelmiştir. Toplumun özü insanlık dışına çıkmıştır, tamamen paraya indirgenmiştir. Toplumun üzerinde insan olmayan başka bir şeyin etkisi ve gücü vardır. Yazara göre kapitalist bir birey sadece paraya sahiptir, para dışında her şeyden yoksundur. Toplum içinde belki de toplumla birlikte yabacılaşmıştır. Marx’a göre insanın yabacılaşması insanın kendine dönüşü olacaktır.