Çılgın proje pazarlık manevrasımı?

“Çılgın Proje” Pazarlık Manevrası mı?

20 Mayıs 2011 Radikal

Financial Times Başbakan Erdoğan’ın “Çılgın Proje”si olan “Kanal İstanbul”u değerlendirdiği haberinde, Türkiye’nin Montrö Antlaşması’nı yeniden müzakere etmeyi umduğunu savunurken kanalın, Moskova’nın Samsun-Ceyhan boru hattına yönelik taleplerini gözden geçirmeye zorlamak için bir pazarlık manevrası olduğunu öne sürdü.

“Kanal İstanbul” yabancı basında eleştirildi. Financial Times Başbakan Erdoğan’ın “Çılgın Proje”si olan “Kanal İstanbul”u değerlendirdiği haberinde, Türkiye’nin Montrö Antlaşması’nı yeniden müzakere etmeyi umduğunu savunurken Kanalın, Moskova’nın Samsun-Ceyhan boru hattına yönelik taleplerini gözden geçirmeye zorlamak için bir pazarlık manevrası olduğunu iddia etti.

Amaç Montrö’yü yeniden müzakere etmek

Financial Times gazetesi, Başbakan Erdoğan’ın “Kanal İstanbul” projesini değerlendirdiği haberinde, “Kanal İstanbul” projesiyle hedeflenen amacın çok basit olduğunu ve yeni olmadığını belirterek, projeye yakın kaynaklara dayanarak Ankara’nın gerçekten zorluklar beklenmesine rağmen boğaz trafiğini düzenleyen Montrö Antlaşmasını yeniden müzakere etmeyi umduğunu iddia etti. Bu çerçevede şu ifadelere yer verdi:

“Fakat Rusya’nın görünüşte Samsun-Ceyhan boru hattını destekleme sözünden caymasıyla birçok kişi kanal’ı boru hattının büyük bir kısmını talep eden Moskova’ya baskı için bir pazarlık manevrası olarak görüyor. Gerçi, kanal yaklaşan seçim öncesi aynı zamanda bir reklam.”

Hazar petrolü hem kanalı hem boru hattını haklı çıkaracak

Gazete, Türkiye’nin İstanbul Boğazı’nın bypass edilmesi için yıllardır desteklendiğine dikkat çekerek projeye yakın olanların Samsun-Ceyhan boru hattı kesinlikle gündemde tutmayı sürdürdüğünü çünkü Türk hükümetinin, Hazar Denizi’ndeki petrol üretiminin ham kanalı hem de boru hattını haklı çıkaracak kadar büyümesini beklediği öne sürdü.

Haberde, hesaplanan 10 milyon düşük maliyet konusunda çok soru olmasına rağmen birçoklarının projeyi cüretkar bulduklarına dikkat çekilerek Panama ve Süveyş Kanalı gibi tarihteki örnek muazzam alt yapı projelerinin “Kanal İstanbul” projesini teşvik etmediği yorumuna yer verildi.

Bedeli vergi mükellefleri öder

Panama Kanalı inşa edilirken The Manchester Ship Canal Company’nin iki defa iflas ettiği, Manchester Belediyesi tarafından kurtarıldığı ve Süveyş Kanalı’nın ilk zamanlarında gelirin çok düşük olduğu için geçiş vergisini arttırmak amacıyla yeni tonaj hesaplamaları yapıldığı belirtilerek bütün bunlar anımsatıldığında eğer Başbakan Erdoğan gerçekten tarihteki yerini alırsa, bunun faturasını ödeyecek olanın Türk vergi mükellefi olabileceği iddiasında bulunuldu.-

Kanal İstanbulun oluşturabilecegi etkiler

ÇILGIN BİR PROJE Mİ ? EVET…

Uzmanlık alanım, deniz bilimleri.
Çılgın Projeyi size basit dille anlatayım.
Karadeniz’i bir tatlı su havuzu olarak düşünün. Nedeni basit, çünkü bu havuza giren tüm sular (nehir veya yağmur suyu) tatlı su. Peki o zaman Karadeniz neden tatlı su havuzu değil ? Çünkü, Çanakkale ve İstanbul Boğazı altından gelen tuzlu ve yoğun Akdeniz suları Karadeniz’i bugünkü tuzluluk seviyesine getiriyor.
Karadenizin geçmişi çok “yeni” zaten…
Şu andaki haline henüz daha 3500 sene önce gelmiş, ilk oluşumu 12.000 önce…
Bu süreler, jeolojide sadece bir “an”lık zamanlar…
Karadeniz, Akdeniz’den 30 cm daha yüksek.
Bu nedenle, fazla su Boğazlardan akar ve havuza giren su da, çıkan su da bellidir.
Şimdi siz buraya ikinci bir musluk takmayı planlıyorsunuz.
Hem de 25 metre derinlikte….
Yani: Musluk sadece Karadeniz’in suyunu Marmara’ya akıtacak
ama alttan girmesi gereken su bu yeni kanala giremeyecek.
Peki, bu durumda ne olacak ?
Bir defa, havuza gelen su miktarı artmayacak.
Yani Tuna, Dinyeper Dinyester siz musluk taktınız diye debisini
artırmayacak.
İkincisi, Çanakkale’den Marmaraya su girişi sonlanacak.
Bu durumda Marmara bütünüyle oksijensiz kalacak.
O zaman da Marmara Denizi kısa sürede Florida bataklıkları gibi olacak.
Ben talebelerime derslerde Marmara’yı anlatırken onu “sağlıklı Akdeniz ve
sağlıksız Karadeniz’in astımlı doğan çocuğu” olarak tanımlarım.
Marmara, doğuştan solunum zorluğu çeken bir deniz, dikkat edilmesi şart olan bir deniz.
Onu kurtaran şey, Karadeniz’den gelen ve jet akımla Boğazdan Marmara’ya çıkan
ve 25 metrelik üst tabakayı 3 ayda bir sürekli olarak değiştiren su.
O çıkış sırasında harika işler yapıp, alt tabakadaki suyu yukarı çekiyor.
Marmara’ya oksijeni getiren de Çanakkale’den gelen “alt” akım suyu.
Takın bu sisteme tek taraflı bir musluk, seyreyleyin gümbürtüyü…

Bu proje zaten hiçbir zaman yapılamaz.
“Sınır aşan sular” gibi, “sınır aşan deniz” söz konusu burada.
Debisi ile, rejimi ile oynayamazsınız.
Şimdi Avusturya kalksa, Tuna nehri üzerinde bir baraj kurmak istese ne olur ?
Karadeniz’in felaketi olur.
Peki adama bunu yaptırırlar mı ?
Havuza ikinci musluk takarken havuzun daha hızlı boşalacağını da hesaplamalısınız.
Keşke iş, “en”- “boy”- “yükseklik” – “debi” hesabıyla hallolsaydı.
Karadenizin su rejimini değiştirirseniz size hesap sorarlar.
Daha da kısası, zaten “yaptırmazlar”.
Hani, “neden boğaza köprü yaparken 64 metre yapmak zorunda kalıyoruz, 50 yapsak neden olmuyor ?” sorusunun cevabı gibidir bu.
Köprüyü “siz istediğiniz için”, 50 metre yükseklikte “yaptırmazlar”…
Karadenize giren ama sadece Boğazdan çıktığı hesap edilen tatlı suyun % 95’i
Tuna suyu.
Yani, Tuna’nın debisi bizim için hayati öneme sahip.
Siz Karadeniz havuzuna giren tatlı suyun debisini artırmadan havuza bir musluk daha takarsanız sistem alt üst olur.

Saygılarımla,

Prof Dr A. Cemal Saydam
ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi
Hacettepe Üniversitesi Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi